ZİHNİ ÇAKIR
Fon vurgununda kim konuşacak: Yaygara mı, DDK raporu mu?
Eylül sonundan bu yana her sabah aynı manzara: Dünkü manşetin mürekkebi kurumadan yenisi basılıyor, dünkü iddianın hesabı sorulmadan bir yenisi düşüyor piyasaya.
İktisadın babası sayılan Adam Smith, 1759'da yayımlanan Ahlaki Duygular Kuramı'nda adalet için "bütün binayı ayakta tutan ana sütun" der. Smith, o sütun çekilirse insan toplumunun muazzam dokusunun "bir anda zerrelere ayrılıp dağılacağını” savunur.
Fona emanet edilen tasarrufun derdi de bu aslında.
Peki bu hengâmenin, üretilen bunca manipülasyon ve yaratılan akıl karmaşasının içinden süzülüp elde kalan sağlam veri ne?
29 Eylül 2026'da Cumhurbaşkanı Erdoğan lafı dolandırmadan söyledi: "Devlet Denetleme Kurulumuzu görevlendirdim."
Ertesi gün DDK çalışmaya başladı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise Cumhurbaşkanı'nın talimatıyla oluşturulan Fon Koordinasyon Kurulu'na başkanlık ediyor.
Yılmaz'ın 12 Ekim'deki açıklamasına göre DDK, SPK ve BDDK dahil "bağımsız finansal otoriteleri" 15 civarında denetmenle inceliyor. Yapılan bu incelemeler neticesinde hem idarenin açıkları hem de kişilerin sorumlulukları ortaya konacak.
Peki muhalefet cephesi bu tabloya ne kattı?
Üzgünüm ama muhalif cephenin bu sürece herhangi bir belge ya da doğrulanmış bilgiyle bir katkısı olmadığı gibi, gölge etti.
7 Ekim'de Meclis kürsüsünden bir muhalefet milletvekili, isim vermeden iki bakanı ve Cevdet Yılmaz'ın Özel Kalem Müdürünü fon iddialarıyla ilişkilendirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'ın aktardığına göre Özel Kalem Müdürü, arkadaşlarıyla fona yatırdığı 7 milyon lirada ağır kayba uğramıştı.
Bakanlardan birine (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına) dair iddia ise isim benzerliğinden ibaretti.
22 Ekim gecesi de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'ın 2025'teki bir konuşması, kendi ifadesiyle "cımbızlanarak ve bağlamından koparılarak" dolaşıma sokuldu.
Yapılan bir eleştiri değil, tam anlamıyla itibar suikastı haysiyet cellatlığıydı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın 12 Ekim'deki sözü yerinde: "Eleştiriye açığız ama itibar suikastını yakıştırmıyoruz."
Ortada tek bir vesika yokken, yangını söndürmek için kolları sıvayan bir devlet adamını o yangının içinde göstermeye çalışanlar, aslında kendi siyaset ahlakını teşhir ediyordu.
Delil yerine dedikodu, hukuk yerine linç. Açık söylemek gerekirse muhalefet bloğunun bütün sermayesi de bu değil mi zaten!
SÜRECİ TİTİZLİKLE GÜNDEMİNE ALAN DDK’NIN ROLÜ
DDK gelişigüzel bir heyet değil; Anayasa'nın 108. maddesine göre tüm kamu kurumlarında idari soruşturma ve denetleme yapan üst denetim organı.
Montesquieu, Kanunların Ruhu'nda şöyle der: "Elinde güç bulunan her insanın onu kötüye kullanmaya meylettiği ebedî bir tecrübedir; sınırlarla karşılaşıncaya kadar gider."
Denetim, o sınırın adıdır.
Hafızamızı tazeleyelim zira nisyan, manipülasyonun en sadık müttefikidir.
Şubat 2016'da, darbe teşebbüsünden aylar önce, dönemin DDK Başkanı Yunus Arıncı, dokuz üyenin tamamının yapının insan ve finans kaynaklarını ortaya koyacak bir rapor için çalıştığını açıkladı.
Mayıs 2016'da DDK, okul sahibi 400 şirketi ve 14 vakıf üniversitesini mercek altına aldı.
Dönemin DDK Başkanı Yunus Arıncı'nın teşhisi ağırdı: "Durum vahim."
Gündemi esir alan FON skandalıyla anlaşıldığı üzere devletin damarlarına sızmış bir ağla muhatabız.
Böyle bir ağın haritasını çıkarmak da DDK’nın ilk imtihanı değil.
Ayrımı da net koyalım: DDK idari tarafa bakar, suçun peşine düşmek savcılığın işi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 21 Ekim'de açıkladığı tabloya göre 404 kişi hakkında adli işlem yapıldı. 88 şüpheli tutuklandı: 42 firari aranıyor. 351 gerçek ve 102 tüzel kişi hakkında mal varlığı tedbiri kararı verildi.
Koro halinde "iktidar örtüyor" diye ortalığı ayağa kaldıranlara sormak lazım: Neyi örtüyor iktidar?
22 Ekim'de eski bir AK Parti milletvekili de gözaltına alındı.
Gözaltı hüküm değildir, masumiyet karinesi herkes içindir; ama "dokunulmazlar" iddiası bu tablo karşısında dayanağını tamamen kaybediyor.
Bu süreci, isimler üzerinden üretilen siyasetle kısır döngüye hapsetmek kimseye yarar sağlamaz.
Sağlıklı bir sonuç alınana ve adalet tam anlamıyla yeşertilene kadar sabır ve sebatla gerektiriyor.
Milletler Hukuku'nun yazarı Emer de Vattel, adaleti yeşertmenin iki yolundan bahseder: "iyi kanunlar ve amirlerin bunların uygulanmasını gözeten dikkati."
DDK'nın fon skandalıyla ilgili devreye sokulmasıyla yapılan da tam bu ikincisidir.
Unutmayın; manşet bir günlüktür, rapor ise kalıcı bir vesika.
Algı rüzgârla döner, belge yerinde durur. Algının panzehiri olgudur.
Bırakın muhalefet bloğu her sabah yeni bir yaygara koparsın, biz DDK raporunu bekleyelim. Zira hesap sorulacaksa, belgeyle ve hukukla sorulacak, algıyla ve kısır kavgayla değil.