1. YAZARLAR

  2. CEMAL DEMİRTAŞ

  3. YOLUNU KAYBETMİŞLERİN İTTİFAKI
CEMAL DEMİRTAŞ

CEMAL DEMİRTAŞ

YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

YOLUNU KAYBETMİŞLERİN İTTİFAKI

A+A-

İktidara gelmenin en doğal yöntemi demokratik bir ortamda seçimle başa gelmektir.

CHP en son 1946 seçimleri ile tek başına iktidara gelmiştir.

Orada da yapılan seçimde, sandığa atılan oyların açık açık olması, oyların sayılmasının ise gizli olma ilkesi(!) vardı.

Yani kısaca; “açık oy gizli tasnif”.

Dünya üzerinde bu kadar demokratik(!) bir seçim başka bir ülkede olmuş mudur bilmiyorum..

Zaten 1950 de de fiilen iktidardan düşmüştür. Daha sonraki yıllarda bir kaç defa koalisyon ortağı olarak iktidara geldiğini hepimiz biliyoruz.

Peki.

O halde 1950’den beri iktidar olamayan bir parti dikkate alınmalı mı?

CHP, fiilen iktidara gelemedi, doğru. Fakat CHP zihniyeti devlet bürokrasi ve kademelerinde ihtilal, muhtıra dönemleri dahil olmak üzere hep iktidar olmuştur. Onun zihniyeti, iktidar olan tüm partilerin üstünde hep demoklesin kılıcı gibi duragelmiştir.

İşte bu kirişin kırılması taa 2010’lu yıllara kadar mümkün olamamıştır.

CHP tandanslı zihniyet, milletin seçtiği hangi parti olursa olsun, muktedirlik hakimiyetini hep korumuştur.

Ne zaman ki geleneksel CHP zihniyeti devlet kademelerinde birer birer azalmaya başladı, o an itibariyle CHP de uyanmaya başladı. Fiilen iktidar olma ihtimalini hiç dert etmeyen CHP, o tarih itibariyle soğuk soğuk terler dökmeye başladı.

Bu tarih itibariyle CHP artık yöntem değişikliğine, eskisi gibi iktidarsız mutlak muktedir olma günlerine geri dönme politikası başlattı.

Bunu yapabilmenin tek yolu vardı o da takiyye.

Önce bu milletin inanç değerlerine kendine göre uygun gördüğü kişileri derleyip toparlama gayretine girdi.

Toplumun bir kesiminde "ehven" olarak görünen, kendi tabanında da kısmen kabul gören Yaşar Nuri Öztürk gibi kişiler partiye alındı, A Takımı olarak lanse edildi.

Tutmadı.

Sonra.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, hayatında bir defa bile selam vermedikleri Ekmeleddin İhsanoğlu’nu "kerhen ama içi kan ağlaya ağlaya" aday yapmak zorunda kaldılar.

Şeriatı getirecek kişilerden biri olarak gördükleri Mehmet Bekaroğlu’nu hem partiye aldılar, aynı anda da genel başkan yardımcısı yaptılar.

Eski müftü İhsan Özkes de milletvekili yapıldı.

Yıllarca Şii İran’a karşı takınılan tavır bir anda tersine döndürülmeye, bu bağlamda özellikle Doğu Anadolu’nun sınır vilayetleri ile İstanbul’da yaşayan Şii/Caferi oyları alabilmek için, Türkiye Caferileri Liderinin kardeşi bile milletvekili yapıldı.

Abdüllatif Şener bile Konya'dan milletvekili yapıldı.

Bunların tamamı CHP’nin bilindik zihniyetine tamamen ters durumlardı. Fakat muktedir olabilme adına yapılması zorunlu hallerdi.

Yine tutmadı.

O halde yapılacak tek şey, ortaklık usulü büyümek olmalı dendi.

Zaten SHP döneminde TBMM’ye sokulan o zamanın HEP şimdinin HDP’si doğal müttefik sayılmaya devam edildi. Masanın üstünde bir bardak çay ikram edilmezken, masa altından çiçekler zaten verilmeye devam edildi. Batıya şirin, doğuya mahkum halleri.

Yetmiyor tabi. Karşısında her şart ve dönemde ezici üstünlüğünü zerre kaybetmek bir yana, her seçimde daha da büyüyen AK Partiye karşı bu ittifak tabiri caiz ise devede kulak kaldı.

O halde.

Başka başka...

İçeride Genel Başkana karşı homurdanmaların olduğu, kazanların kaynama sesi duyulan MHP’den bir şeyler beklemek en doğru hareket olurdu. Öyle de oldu.

MHP’de yeri dar gelenler ayrıldı.

İP’i kurdular.

Seçim yardımı alabilmek için CHP’den milletvekili kiraladılar.

İttifak bir kat daha arttı böylece.

Her defasında Mustafa Kemal’in Partisi olduğunu söyleyen CHP, Misak-i Milli sınırları içinde ayrı devlet kurma hayali taşıyan, Mustafa Kemal’in itleri diyen HDP ile aynı safta yer bulmuştu. Bu ikiliye Misak-ı Milliden asla ödün vermez diye bildiğimiz veya öyle sandığımız İP de dahil olmakta hiç bir sakınca görmedi. CHP ve İP resmen, HDP re'sen ve fakat fiilen ortak olmuştu.

Yetmezdi.

Hangi aritmetik yöntemi uygularsanız uygulayın, toplamada bir hata var görünüyordu; Rakamların eksikliği.

Habis Ur.

Şeriat Düzeni.

İktidarı kanla ele geçirecek.

Saadet Partisi.

Belki sayıca kaale alınmasa da, söylem ve etki alanı itibariyle özellikle AK Partili eski Fazilet geleneği üzerinde etkin olabilir miydi acaba denildi.

Hayda.

Bunu Canan Kaftancıoğlu gibi birinin, Hüsnü Bozkurt, Tunç Soyer, Mustafa Akaydın gibi CHP’nin solun daha da soluna gitmesini isteyen ağır/!) toplarına nasıl anlatabilirdi ki?

Koltuk. Her şey güzel olacak. Ses etme. Hele bi gelelim.

Tamam bu iş.

SP de istenmeye istenmeye içine sindirilmiş oldu.

Peki SP için durum ne?

SP’de ağzı laf yapan abilerin tabanı ikna(!) etmesi CHP’nin tabanı ikna etmesi yanında sakız çiğnemek kadar basit bir şeydi zaten. “Geçmişte CHP ile koalisyon yaptık. Koskoca Kıbrıs’ı fethettik. O zaman bunu yaptıysak, şimdi ohoooo. Neler yapmayız ki. Susun!” dendi mi iş bitti.

Millet İttifakı böylece kuruldu.

Seçimler.

Yine hezimet!

Haydaaa.

Uzun Adam devrilmiyor bir türlü.

3 yıl geçti. İçeride kazan kaynıyor. Ama asıl önemlisi dışarıdakiler. Uzun Adamın iktidarda kaldığı her gün onların kafasına inen birer balyoz misali zaten.

Açın muslukları.

Koparın.

Dağıtın orayı.

Ahmet Davutoğlu mağduru oynasın. En az %8’i var.

Ali Babacan ahde vefa kartını öne sürsün. Kemiksiz %5 alır.

Bu da yeter zaten.

Dendi.

Yine olmadı galiba.

İkisinin toplamı bile %1 i geçmiyor ki.

Seçim yaklaşıyor.

Yaklaştıkça Uzun Adamın oyları artıyor. Bunca algıya, yalana, iftiraya rağmen hem de.

Bu gidişe de foyaları tek tek meydana çıktıkça da daha da agresifleşecekler.

Tacizler,

Usulsüzlükler.

Pastane köşelerinde ihale pazarlıkları.

İhaleler.

Çekilen kredilerin akıbeti.

Kaçak yapılar.

Tembellik ise zaten kronik.

SP’nin bunca kepazeliğe karşı midesinin bulanmadan nasıl hazmettiğine ise kocaman bir pes demek gerek.

Ki, Refah Partili Belediyeler bu ülkede efsane olmuşken.

Ki, kapının üstüne "rüşvet alan da veren de mel'undur" yazmışken hem de.

Açık büfe bir ittifak var karşımızda.

Hepsinin rengi başka, boyu başka, şekli başka.

Ama en önemlisi tatları da başka.

Hepsi bir tabakta.

Tabağın tam ortasında, akşamdan kırmızı şaraba yatırılmış löp domuz eti, üstünde kömüş yoğurdu ile kaplanmış büryan kebabı, onun üstünde manda kaymağı ile bezenmiş tahinli kabak tatlısı, en üstte kıymalı imambayıldı. Hepsi bir tabakta.

Karıştır önce. Tatlar birbirine girsin misali. Görünüm bile harika.

İçecek ne alırsınız?

Az Bordo şarabı, üstüne likör, biraz ayran, az bir şey de kızılcık şerbeti ilave, biraz da şalgam suyu.

Pipetle karışsın bi.

Sakın. Sakın. Üstüne su ilave etmeyin haa.

O ayrı bardakta olsun. En son içilecek.

Seçimden sonra. Soğuk olarak.

Nasıl olsa midede karışmıyor mu diyen varsa.

Yiyene, içine afiyet olsun.

Selam ve dua ile.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.