1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Enine boyuna BARO DÜZENLEMESİ: Barolar neye karşı çıkıyor?
Enine boyuna BARO DÜZENLEMESİ: Barolar neye karşı çıkıyor?

Enine boyuna BARO DÜZENLEMESİ: Barolar neye karşı çıkıyor?

İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları başta olmak üzere bir çok İl Barosu, henüz çerçevesi tam olarak belli olmamakla birlikte kimi başlıkları tartışmaya açılan barolara yönelik yasal düzenlemeye karşı çıkıyor. İşte Türkiye'nin Baro gerçeği...

A+A-

İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları başta olmak üzere bir çok İl Barosu, henüz çerçevesi tam olarak belli olmamakla birlikte kimi başlıkları tartışmaya açılan barolara yönelik yasal düzenlemeye karşı çıkıyor.

Oysa; Barolarla ilgili getirilmek istenen düzenleme, her ne kadar tek düze bir model olmasa da Avrupa’da bir çok ülkede var olan ve temsilde çoğunlukçu bir uygulamayı hedefliyor.

AVAZTÜRK olarak, Baroları, avukatlık mesleğinin sorunlarını çözmek ve beklentilerine cevap vermek yerine belli ideolojik reflekslerin, Baroların kurucu aklı olan başta 1961 Askeri darbe zihniyeti olmak üzere askeri vesayetin merkezi haline getirenlerin karşı çıktığı Baro düzenlemesinin ana hatlarını derledik.

BARO YÖNETİMLERİNİN OLUŞUMU İLE İLGİLİ ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR

Barolar; Anayasa ve Avukatlık Kanunu’nda belirlenen kuruluş amaçları açık olmasına karşın bu amacın dışına çıkıp belli bir ideolojik kümelenmenin ve vesayetçi anlayışın merkezi haline dönüşmüş durumda.

Baro yönetimlerinin karar alma sürecinde etkin olması gereken şey demokratiklik, katılımcılık, çoğulculuk ve şeffaflık ilkeleriyken, bunun tam tersi yönde hatta üyelerinin bile destek vermediği süreçlerin işlediği biliniyor.

Barolar mensuplarının mesleki sorunlarını ve beklentilerini karşılayacak bir çatı olmaktan çıkıp siyasi ve ideolojik bakış açısıyla faaliyet yürüten yapıya dönüştüğü her kesimde kabul görüyor.

Baroların, avukatların mesleki gelişimleri açısından faaliyette bulunmaları beklenirken, kurulduğundan bu güne sergilediği uygulamalarda bu noktada çok yetersiz kaldıkları, mesleki refleksler yerine ideolojik reflekslerle hareket ettikleri artık tartışlmayan bir gerçek olarak kabul ediliyor.

Baroların yönetim biçimlerinin oluşumunda “tekelleşmeye imkan tanıyan, çoğulcu ve katılımcı bir anlayıştan uzak” anti-demokratik bir yönetiminin söz konusu olduğu bizzat avukatların dile getirdiği ortak önemli sorunlardan biri olarak göze çarpıyor.

baro-yuruyusu.jpg

BİR İLDE BİRDEN FAZLA BARONUN KURULMASINA İLİŞKİN TEKLİF NELERİ İÇERİYOR?

Adalet Bakanlığı, Avukatlık Kanunu’nun 76. ve 77. Maddelerinin değiştirilmesini öngören teklif öncesi tüm paydaşlara konu ile ilgili ne düşündüklerini sordu. Barolar bu konuda istişare ve ortak akıl yerine sokağa çıkmayı seçti. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere Baroların bu kararı bile kendi başına söz konusu düzenlemenin ne kadar gerekli olduğunu ortaya koydu.

Üzerinde çalışmalar devam eden düzenleme ile; 5000’den fazla mensubu bulunan barolarda 2000 avukatın bir araya gelmesiyle birden fazla baronun, mevcut yerleşik baro f. Baro olmak kaydıyla takip eden baroların, kuruluş tarihine göre 2., 3. Baro seklinde kurulması amaçlanıyor.

Değişiklikle, 1969 tarihli Avukatlık Kanunu’na istinaden tayin edilen tüm baro başkanlarının ve 300 avukatın TBB’ye 1 delege seçtiği mekanizmanın yeniden düzenlenerek Türkiye Barolar Birliği delege yapısının da daha katılımcı, daha demokratik hale getirilmesi hedefleniyor.

Hukukçular, 1969’daki avukat sayısı bugün 10 katına çıktığını hatırlatarak baroların delegasyon yapısının yeniden düzenlenmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.

Barolarla ilgili planlanan düzenlemede bu noktayı dikkate alınarak, sayı bakımından İstanbul, Ankara ve İzmir baroları dışında kalan ve temsil bakımından etkisi olmayan Anadolu barolarının delege durumunun düzenlenmesi hedefleniyor. Böylece temsilde adaletin sağlanması amaçlanıyor.

BAROLAR DÜZENLEMESİ ULUSLARARASI BELGE VE SÖZLEŞMELERDE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DE BAZ ALIYOR

Barolarla ilgili planlanan düzenleme, her ne kadar Baroları kendi amaçları dışında siyasi ve ideolojik amaçları için kullanan Baro Başkanları tarafından reddedilip karşı propaganda başlatılsa da uluslararası belge ve sözleşmelerde yer alan örgütlenme özgürlüğüne atıf yapılarak hazırlanmış.

Mesela; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 11. maddesi örgütlenme özgürlüğünün kamu güvenliğinin, sağlığının, ahlakının korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi gerekçelerin dışında kısıtlanamayacağını hüküm altına alıyor.

AİHM örgütlenme özgürlüğünü; “Örgütlenme özgürlüğü öncelikle örgüt kurma ve örgüte üye olma hakkını kapsamaktadır. Bu özgürlük aynı zamanda bir tercih özgürlüğüdür ve bir örgüte üye olmama hakkını da içermektedir” diye tanımlıyor.

Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi de örgütlenme özgürlüğünün sınırını geniş tutarken, hem örgütlenme serbestîsini tanıyor hem de örgütlenmede zorlamanın söz konusu olamayacağını belirterek söz konusu hakkı 22. maddesi ile geniş anlamda koruma altına alıyor.

Baroların ve avukatların sık sık işaret ettiği Havana Kuralları’nın İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü başlığı altındaki 24. Maddesi, “Avukatlar kendi menfaatlerini temsil etmek, süreklilik taşıyan mesleki eğitim ve öğretimlerini geliştirmek ve meslek haysiyetlerini yaşamak için bağımsız meslek örgütleri kurma ve bunlara katılma hakkına sahiptir. Meslek örgütlerinin yönetim organları üyeleri tarafından seçilir ve bu organlar dış müdahaleye maruz kalmadan görevlerini yaparlar” ifadelerini içeriyor.

Hem uluslararası sözleşmeler hem de belgelerde, örgütlenme özgürlüğü açısından yer alan kıstaslarda da görüldüğü gibi hangi açıdan bakılırsa bakılsın, belli kriterler dâhilinde birden fazla baro yapılanmasına müsaade eden sistem; yeknesak, kısıtlı ve tekel niteliğindeki baro yapılanmasına göre çokdaha avantajlı olarak kabul ediliyor.

Yukarıda örnekleriyle verildiği gibi; hem Anglosakson hukuk sistemi hem de Kıta Avrupası hukuk sistemleri nezdinde kabul görmüş olan ve aynı ilde birden fazla baro kurulabilmesinin önünü açan sistemin; başta AYM ve diğer uluslararası mahkeme kararları çerçevesinde, uluslararası sözleşmelerin de bir gereği olarak Türkiye’de uygulanması hedefleniyor.

ro-yuruyusu1.jpg

MEVCUT BAROLARA İLİŞKİN ÖNE ÇIKAN SORUNLAR

Mevcut şartlarda örneğin İstanbul barosuna yıllık ortalama üç bin stajyer kaydı yapılıyor. Dolayısıyla bunlar stajın şartlarını dahi gereği gibi yapamıyor. Bir başka yönüyle avukatların her türlü problemlerine yönelik olarak da çözüm üretemiyor.

Türkiye’de şu an itibariyle avukatların yüzde ellisi genç, kısa süre içerisinde mesleğe girmiş hukukçulardan oluşuyor. Mesleğe yeni başlayan genç hukukçuların çok ciddi ekonomik problemleri var. Bu noktada da baroların avukatlara çözüm ve katkı sunduğu hususu çok tartışmalı.

Mevcut barolara ilişkin en büyük itiraz alanlarından biri de 2009 yılında Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan raporda özellikle Anayasanın 135. Maddesine göre kurulan ve faaliyette bulunan baroların yani kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekküllerinin marjinal ideolojik yapı haline geldiği ve siyasi taraf sıfatına büründüğü tespiti.

Örneğin İstanbul Barosu, 1960 darbesi sonrasında Yassıada yargılamalarında Adnan Menderes ve arkadaşlarına avukatlık yapacakları barodan atmakla tehdit etmişti. Sonra takip eden yıllar içerisinde de vesayet merkezi gibi konumlanan durumunu sürdürmüştü. 28 Şubat sürecinde bu vesayet merkezinin ciddi öncülerinden olmuştu.

Avukatlık Kanunun 76. Maddesinde göre insan haklarını savunduğunu iddia eden İstanbul Barosu, AİHM’de Leyla Şahin davasına karşı müdahale talebinde bulunmuştu. 2000’li yıllarda staj eğitim merkezlerinde başörtülü avına çıkmaları, baro odalarına bu yönde ilanlar asmaları, başörtülülere ruhsat vermemesi gibi uygulamaları, mevcut baro uygulamalarının hak ve özgürlükler bakımından ne kadar altı boş olduğunu gösteriyor.

Nihayetinde son gelişen hadiseler çerçevesinde özellikle Ankara Barosunun, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma hutbesinde okuduğu eşcinsellikle ilgili Kur’an ayetine karşı “Çağlar ötesinden gelen ses” şeklinde nitelendirmesi baro yapılanmasının ne denli problemli olduğunu gösteriyor. İnancına saldırılan avukatların bu baronun zorunlu mensubu olması başka bir teşekkül oluşturamaması dolayısıyla baro açıklamasından rencide olması kabul edilebilir bir şey değil.

Bu arada planlanan düzenleme ile ilgili TBB başkanı ve 78 baro başkanı Ankara’da siyasi partilerin grup başkan vekillikleri ile toplantılara katılıp görüş alışverişinde bulundu. Fakat özellikle İstanbul ve Ankara Barosu bu toplantılara katılmadı. Akabinde İstanbul Baro başkanının öncülüğünde bazı barolar İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlattı. Yasama faaliyetine ilişkin istişare toplantılarına katılmadan doğrudan Ankara’ya yürümeye kalkmak başka saikle hareket edildiğini gösteriyor. Bu sokakta kanun yapma ya da yaptırmama diktesi olarak değerlendiriliyor. Meşru iletişim kanallarının kapatılması amacın başka olduğunu gösteriyor. Elbette protesto ve gösteri yürüyüşü yapma en temel haklardan. Ancak meşru ve etkin iletişim yollarını ötelemenin doğru olmadığı ifade ediliyor.

Dünya örnekliği bakımından ülkemizdeki baro yapılanması Kıta Avrupa’sı özellikle Fransa örneğine göre oluşturulmuş. Ancak yapı bire bir aynı değil. Fransa’da her Asliye Hukuk Mahkemesi esas alınarak baro kurulabiliyor. Türkiye’de her ilde bir adet kurulabiliyor. Fakat İstanbul’da 49.000’e ulaşan avukat sayısı düşünüldüğünde mevcut baro yapılanmasının ihtiyaçlara cevap vermediği görülüyor. Bu çerçevede farklı bakış açılarıyla tekraren baroların yapısının tartışılması ve ele alınması gerektiği düşünülüyor.

Diğer önemli bir mesele Anglo-Sakson, Amerikan Baroları ve avukatlarının Dünya hukuk denkleminde yüzde ellisini etkilediği gerçekliği. Buna rağmen mevcut şartlarda dünyanın en büyük barosunun İstanbul Barosu olmasına rağmen bu anlamda bir uluslararası rekabet ortamı oluşturamadığı gerçekliği de var.

Baroların evrensel şartları taşıyan ve hukuk geleceğimizi inşa edeceğini bu statüko ile Türkiye’de hukuk geleceğinin inşa edileceğini düşünülemez. Bu bakımdan normal şartlarda alternatiflerin toplumun önüne konulması gerekir. Kaldı ki, bu teklifin konuşulması dahi İstanbul Barosunda askıda fatura, bir başka yönüyle adliyelerde etkin bir faaliyete geçme çabasının olmasını sağladığı aşikâr.

Önemli bir sorun da ideolojik bakış açısıyla baroların yönetilemeyeceği. Ayrıca sadece ana muhalefet partisinin bir organı gibi özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarının yönetildiği açık.

KANUN TEKLİFİNİN GENEL GEREKÇESİ

Avukatlık Kanunu’na göre Avukat, bağımsız savunmayı “serbestçe” temsil eder ve “hak arama” hürriyetinin gereklerini yerine getirir.

Dünyada birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, Avukatlık Kanunu’nda yapılması planlanan düzenleme ile örgütlenme özgürlüğü önündeki sınırların kaldırılması ve örgütlenme özgürlüğünün önü açılması amaçlanıyor. Hak arama mercii olan avukatların kendi haklarını savunacak barolarına kavuşmaları sağlanıyor.

Teklifin gerekçelerinden biri de örgütlenme özgürlüğüne engel teşkil eden ve mesleğin yüksek standartlarda icrasını zorlaştıran geri kalmış baro yapılanmasında değişikliğe gidilmesi gerektiğine olan genel inanç.

Teklifin gerekçesinde; Türkiye’de avukatlık mesleğinin daha parlak ve sürdürülebilir bir geleceğe sahip olması esasında bir zorunluluk olduğu, dünyadaki birçok örnekte olduğu gibi Türkiye’de de belli kriterler dâhilinde avukatlara bir den fazla baro kurma hakkı tanınması gerektiği, Anayasal hak olan örgütlenme özgürlüğünün daha efektif kullanılmasına fırsat verilmesi gerektiği yer alıyor.

Hızla artan avukat sayısı da göz önünde bulundurulduğunda mevcut baro yapılanmasının, avukatlık mesleğinin icrasında çok büyük sorunlara sebep olduğu ve bu sebeplerin ortadan kaldırılması amaçlanıyor.

Mevcut sistem temsilde adaleti ve eşitliği sağlamadığı gibi avukatların mesleğin icrasında çözüm bulma gücünü de kısıtladığı, bu sebeple, anayasa ile teminat altına alınan ve evrensel bir hak olan örgütlenme özgürlüğünün yargının kurucu unsurlarından olan avukatlara tanınmasının, artık zorunluluk arz eden bir durum haline geldiği belirtiliyor.

Değişikliğin kabulü ile “ilk olarak” avukatlara ihtiyaçları olan örgütlenme özgürlüğü tanınarak baro yönetimlerinde etkinlikleri ve çözüm bulma gücüne erişim sağlanmış olacağı, “ikinci olarak” da avukatlık mesleğinin ihtiyaç duyduğu yüksek standartlara erişimine ve gelişime ayak uydurmasına imkân tanınmış olacağı düşünülüyor.

baro-teror.jpgBAROLARIN KARŞI ÇIKIŞI TAHAKKÜM KAYBI ENDİŞESİ Mİ

Bütün bu veriler ışığında Baro yapısını daha özgürlükçü, daha katılımcı ve daha demokratik bir hale getirmekle birlikte mesleki sorunlara odaklanan bir çark amaçlayan Baro düzenlemesine karşı çıkan baroların, avukatlar üzerinde kurdukları tahakkümü kaybetme endişesi taşıdıkları mutlak.

Baroları vesayet bekçiliğinden tutun her türlü siyasi ve ideolojik kavganın merkezi haline getiren anlayışlar, belli bölgelerdeki barolarda yasadışı örgüt militanlarını barındırarak baroları kriminalize hale getiren zihniyetler, barolarla ilgili getirilmek istenen düzenlemenin özünü tartışmak yerine yine ideolojik ve siyasi reflekslerle karşı çıkıyor.

AVAZTÜRK

YASAL UYARI: Yayınlanan haberin tüm hakları AVAZ MEDYA Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.